Aile Hukuku · Ankara

Ankara Boşanma Avukatı aile Hukuku ve Boşanma Davaları

Türk Medeni Kanunu kapsamında boşanma, nafaka, velayet, mal rejiminin tasfiyesi ve ziynet alacağı uyuşmazlıklarında; delillerin hukuka uygun toplanması ve usul sürelerinin kaçırılmaması esasına dayanan titiz bir dava takibi.

İLETİŞİM

Ücretsiz ilk görüşme için bize ulaşın.

av.muratakman@gmail.com
0312 911 67 90

Ankara boşanma avukatı; Türk Medeni Kanunu kapsamında boşanma, nafaka, velayet, mal rejiminin tasfiyesi, ziynet alacağı, soybağı ve aile hukukundan kaynaklanan diğer uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık veren ve tarafları aile mahkemeleri ile ilgili yargı mercileri nezdinde temsil eden avukattır. Boşanma davalarında sonucun doğru belirlenebilmesi için delillerin hukuka uygun şekilde toplanması, usul sürelerinin kaçırılmaması ve nafaka, tazminat, mal paylaşımı ile velayet taleplerinin eksiksiz ve zamanında ileri sürülmesi gerekir.

Av. Murat Akman (Ankara Barosu, Sicil No: 42294), Çankaya/Ankara’daki ofisinde anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları başta olmak üzere nafaka, velayet, mal rejiminin tasfiyesi, ziynet alacağı, soybağı ve aile hukukuna ilişkin diğer uyuşmazlıklarda avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Adli bilimler alanındaki eğitimi ve jandarma kariyerindeki soruşturma, belge inceleme ve dosya yönetimi tecrübesi ve disiplini; özellikle mal rejimi tasfiyesi, ziynet alacağı ve nafaka hesaplamaları gibi teknik değerlendirme gerektiren dosyalarda delil analizi ve kronolojik değerlendirme yapılmasına katkı sağlamaktadır.

Bu rehberde; boşanma avukatı nedir, hangi davalara bakar, boşanma süreci nasıl ilerler, boşanma davalarında en sık yapılan hatalar nelerdir, avukata ne zaman başvurulmalıdır ve 2026 yılı güncel avukatlık ücretleri nasıl belirlenmektedir sorularını, güncel mevzuat, Anayasa Mahkemesi kararları ve Yargıtay içtihatları ışığında ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.

Önemli hatırlatma: Boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı bir arada yürüyen ve birbirini doğrudan etkileyen taleplerdir. Dava açılmadan önce alınacak bir hukuki danışmanlık, sürecin sonunda ortaya çıkacak sonucu çoğu zaman kökten değiştirir.

Boşanma ve Aile Hukuku Avukatı Nedir, Ne İş Yapar?

Boşanma avukatı, uygulamada evlilik birliğinin hukuken sona erdirilmesi ve bu sürecin doğurduğu mali ve kişisel sonuçlara ilişkin uyuşmazlıklarda görev yapan avukatları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Bu kapsamda avukat; boşanma, nafaka, velayet, kişisel ilişki, mal rejiminin tasfiyesi, ziynet alacağı ile maddi ve manevi tazminat gibi aile hukukundan kaynaklanan davaları müvekkili adına takip eder. Aile hukuku, Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabında düzenlenmiş olup boşanma sebepleri TMK m.161-166, boşanmanın hukuki sonuçları ise TMK m.169-184 arasında yer almaktadır. Bu davalar kural olarak Aile Mahkemesinde görülür; aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla yargılama yapar.
Avukatın görevi yalnızca dava dilekçesi hazırlamak değildir. Boşanma davalarında sonuca çoğu zaman üç temel unsur yön verir: kusur vakıalarının doğru ortaya konulması ve hukuki nitelendirilmesi, delillerin hukuka uygun şekilde elde edilerek süresinde mahkemeye sunulması veya celbinin sağlanması ve nafaka, maddi-manevi tazminat ile mal rejiminden doğan alacaklar gibi mali taleplerin eksiksiz ileri sürülmesidir. Bu alanlarda yapılacak hatalar ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Zira boşanma yargılaması katı usul kurallarına tabidir; bazı haklar hak düşürücü süreler içinde kullanılmadığında ortadan kalkar ve kusur değerlendirmesi hem tazminat hem de yoksulluk nafakası bakımından doğrudan belirleyici rol oynar.

Ankara Boşanma Avukatı Hangi Davalara Bakar?

Ankara boşanma avukatları, yalnızca boşanma davasının kendisiyle değil; boşanmanın mali ve kişisel sonuçlarından doğan tüm aile hukuku uyuşmazlıklarıyla ilgilenir. Bu kapsamda çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davaları yanında nafaka, velayet, çocukla kişisel ilişki kurulması, mal rejiminin tasfiyesi, katılma alacağı, değer artış payı, ziynet alacağı, soybağı, babalık, soybağının reddi ve 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruma tedbirlerine ilişkin davalarda da hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti verilir.

Aşağıda, aile hukuku alanında en sık karşılaşılan dava ve uyuşmazlık türlerini, bunların hukuki dayanaklarını ve uygulamadaki önemini ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.

Çekişmeli Boşanma Davası

Çekişmeli boşanma davası, eşlerin boşanmaya veya boşanmanın hukuki sonuçlarına (nafaka, velayet, tazminat, mal rejiminin tasfiyesi gibi) ilişkin anlaşmaya varamadıkları durumlarda açılır. Boşanma sebebi olarak en sık TMK m.166/1’de düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması ileri sürülmekle birlikte; zina (TMK m.161), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m.162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (TMK m.163), terk (TMK m.164) ve akıl hastalığı (TMK m.165) sebeplerine de dayanılabilir.

Çekişmeli boşanma davalarında özellikle genel boşanma sebebine dayanılan davalarda kusur değerlendirmesi büyük önem taşır; zira maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası talepleri kural olarak kusur durumuna göre değerlendirilir.

Mahkeme kararını; tanık beyanları, resmî kurum kayıtları, banka kayıtları, iletişim kayıtları, dijital veriler ve diğer delilleri birlikte değerlendirerek verir. Ancak tüm delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması gerekir; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kural olarak hükme esas alınamaz.

Anlaşmalı Boşanma Davası (Boşanma Protokolü)

TMK m.166/3, evliliğin en az bir yıl sürmesi, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, hâkimin tarafları bizzat dinlemesi ve protokolü uygun bulması şartıyla tek celsede boşanmaya imkân verir.

Bir yıllık süre nikâh tarihinden dava tarihine kadar hesaplanır. Duruşmaya her iki eşin bizzat katılması zorunludur; bu aşamada vekille temsil yeterli değildir.

Protokolde velayet, kişisel ilişki günleri, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası, tazminat ve mal rejimi kalemleri açık ve infaza elverişli biçimde düzenlenmelidir. Kesinleşen protokol gerekçeli kararla birlikte ilam niteliği kazanır.

Ziynet Eşyası (Altın) Davası – 2024 Yargıtay İçtihat Değişikliği

Düğünde takılan ziynet eşyalarının kime ait olduğu konusunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2024 tarihli, 2023/5704 E., 2024/2402 K. sayılı kararıyla uzun yıllardır uygulanan içtihadını değiştirmiştir. Önceki uygulamada, aksine bir anlaşma veya ispatlanmış yerel örf ve âdet bulunmadıkça düğünde takılan tüm ziynet eşyaları ve paralar kural olarak kadına ait kabul edilmekteydi.

Yeni içtihada göre ise; düğünde eşlere takılan veya verilen ziynet eşyalarının paylaşımında, öncelikle taraflar arasında bir anlaşma olup olmadığı araştırılır; anlaşma yoksa,ispat edilen yerel örf ve âdet kuralları uygulanır. Bunların da bulunmaması hâlinde, ekonomik değeri bulunan her şey kural olarak kendilerine ait sayılır. Ancak, takılar içinde kadına özgü(örneğin bilezik, küpe, kolye) veya erkeğe özgü (örneğin erkek saati, kol düğmesi) bir nitelik taşıyan eşyalar varsa, kime takılmış olursa olsun o cinse ait kabul edilir; bu özgü olma durumu çekişmeli olduğunda bilirkişi incelemesi gerekebilir ve bu inceleme sonucunda eşyanın her iki cinse de özgü olduğu belirlenmişse, o eşya takıldığı/verildiği eşe ait olur.

Bununla birlikte, düğün sırasında takı sandığına veya takı torbasına konulan ekonomik değeri olan eşyaların her iki cinse de özgü olduğu belirlenmişse, bu tür aidiyeti belirsiz değerler ortak kabul edilmelidir; dolayısıyla, para ve çeyrek altın gibi genellikle bir eşe özgü olmayan ve her iki cinse de özgü olduğu belirlenebilecek değerlertakı sandığı/torbası içinde bulunup bu nitelikleri taşıdıkları belirlendiğinde ortak olarak değerlendirilir.

Ziynet alacağı davalarında ispat; düğün video ve fotoğrafları, tanık beyanları, banka kayıtları, kuyumcu kayıtları ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi gibi hukuka uygun delillerle yapılabilir. Ziynet alacağına ilişkin talepler ise kural olarak TBK’daki genel zamanaşımı süresi olan on yıllık zamanaşımına tabidir.

Mal Rejimi Davaları (Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı)

1 Ocak 2002 tarihinden itibaren, eşler başka bir mal rejimi seçmemişlerse yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir (TMK m.202). Mal rejimi, boşanma hâlinde boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer (TMK m.225); ancak tasfiye, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra yapılır.

Tasfiyede en sık karşılaşılan iki alacak türü katılma alacağı ve değer artış payı alacağıdır. Katılma alacağı, eşlerden birinin diğer eşin artık değerinin yarısıüzerinde sahip olduğu alacak hakkıdır (TMK m.231, m.236/1) ve bunun için ayrıca malın edinilmesine katkı yapmış olması aranmaz. Değer artış payı alacağı (TMK m.227) ise bir eşin, diğer eşe ait bir malın edinilmesine, korunmasına veya iyileştirilmesine yaptığı katkının, maldaki değer artışı oranında kendisine geri ödenmesini sağlar.

Mal kaçırmayı önlemek amacıyla TMK m.229 önemli koruma mekanizmaları öngörmektedir. Buna göre, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmaksızın olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmalar (TMK m.229/1) ile katılma alacağını azaltma amacıyla gerçekleştirilen devirler (TMK m.229/2), tasfiye sırasında eşin malvarlığında mevcutmuş gibi hesaba katılır. Bu malların değeri, tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değerine göre belirlenir (TMK m.235/2).

Katılma alacağının bu şekilde karşılanamayan kısmı bakımından ise, TMK m.241 uyarınca kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde belirli ölçüde üçüncü kişilere karşı da talepte bulunulabilir. Mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak davaları kural olarak on yıllık zamanaşımına tabidir.

Nafaka Davaları – Nafaka Türleri ve AYM’nin Süresiz Nafaka Kararı

Türk Medeni Hukukunda dört nafaka türü vardır. 

• Yoksulluk nafakası (TMK m.175): Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşe, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla bağlanır; yükümlünün kusuru aranmaz ve talep şarttır.

• İştirak nafakası (TMK m.182/2, m.327-330): Velayeti kendisine bırakılmayan ana veya babanın, çocuğun bakım, eğitim ve korunma giderlerine mali gücü oranında katılmasını sağlayan nafakadır. Kusurdan bağımsızdır; hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek talep olmasa dahi re’sen hükmedebilir. Kural olarak çocuğun ergin olmasıyla sona erer; ancak ergin olmasına rağmen eğitimi devam eden çocuk, şartları varsa TMK m.328/2 uyarınca ana ve babasından eğitim süresince nafaka talep edebilir.

• Tedbir nafakası: (TMK m.169; boşanma veya ayrılık davası süresince eş ve çocukların geçimini sağlamak amacıyla hükmedilen geçici nafakadır. Kusur aranmaz ve hâkim gerekli görürse re’sen karar verebilir. Bunun dışında, boşanma davası açılmaksızın haklı nedenle ayrı yaşayan eş lehine TMK m.197, evlilik birliğinin korunması kapsamında aile giderlerine katkı için TMK m.195-196, soybağının tespiti ve babalık davalarında çocuk lehine TMK m.332-333 ile aile içi şiddet hâllerinde 6284 sayılı Kanun m.5/4 uyarınca da tedbir niteliğinde nafaka veya geçici parasal destek kararı verilebilir.

• Yardım nafakası (TMK m.364-366): Boşanmadan bağımsız olarak, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek üstsoy, altsoy ve kardeşler lehine hükmedilen nafakadır. Nafaka yükümlülüğü, nafaka isteyenin yoksulluğa düşecek durumda olması ile nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün bulunmasına bağlıdır. Kardeşler bakımından ayrıca refah içinde bulunma şartı aranır. Hâkim, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını değerlendirerek nafaka miktarını belirler; koşulların değişmesi hâlinde nafaka artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir.

Güncel gelişme: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin E.2025/156 sayılı somut norm denetimi başvurusu üzerine, TMK m.175/1’de yer alan “süresiz olarak” ibaresini 12’ye karşı 3 oyla iptal etmiştir. Mahkeme, süresiz nafaka yükümlülüğünün temel haklar ile taraflar arasındaki adil dengeyi zedelediği sonucuna ulaşmış; iptal hükmünün ise hukuki boşluk oluşmaması ve TBMM’ye yeni bir düzenleme yapma imkânı tanınması amacıyla, gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.

Kararın en önemli sonucu, yoksulluk nafakası kurumunun değil, yalnızca nafakanın “süresiz” niteliğinin iptal edilmiş olmasıdır. Bu nedenle yoksulluk nafakası talep hakkı devam etmekte olup, mevcut nafaka kararları kendiliğinden sona ermeyecek ve iptal hükmü yürürlüğe girinceye kadar TMK m.175 mevcut hâliyle uygulanmaya devam edecektir.

Nafakanın Artırılması, Azaltılması veya Kaldırılması

Nafaka kararları tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının veya ihtiyaçlarının sonradan önemli ölçüde değişmesi hâlinde yeniden değerlendirilebilir. TMK m.176/4 uyarınca yoksulluk nafakası, değişen koşullara göre artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir. Çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakası ise çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık giderleri ve ana-babanın ekonomik gücündeki değişiklikler dikkate alınarak yeniden belirlenebilir. Bu talepler görevli ve yetkili aile mahkemesinde açılacak nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davası ile ileri sürülür.

Velayet Davaları ve Ortak Velayet

Velayet, TMK m.182-183 ile TMK m.335-351 hükümleri çerçevesinde ve her zaman çocuğun üstün yararı esas alınarak belirlenir. Hâkim; çocuğun yaşı, gelişimi, eğitim durumu, ebeveynlerin bakım kapasitesi, yaşam koşulları ve taraflar arasındaki iletişim düzeyini birlikte değerlendirir. İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması ve sosyal inceleme raporu düzenlenmesi yerleşik yargısal uygulamadır.

Ortak velayet konusunda önemli bir dönüm noktası, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.02.2017 tarihli, 2016/15771 E., 2017/1737 K. sayılı kararıdır. Bu kararda, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 5. maddesi ile Anayasa m.90 birlikte değerlendirilerek ortak velayetin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı kabul edilmiştir. Günümüzde ortak velayet zorunlu bir uygulama olmayıp, yalnızca somut olayın özellikleri ve çocuğun üstün yararının gerektirdiği durumlarda hâkim tarafından kararlaştırılabilmektedir.

Babalık ve Soybağı Davaları

Babalık davası TMK m.301-304 hükümlerinde düzenlenmiş olup, çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkeme kararıyla kurulmasını amaçlar. TMK m.285 uyarınca evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası koca sayılır.

Kanun, gebeliğin evlenmeden sonra gerçekleştiğine ilişkin karine bakımından doğumdan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasındaki süreyi esas alır. Soybağının reddi davası ise TMK m.286-291 hükümlerine göre bu babalık karinesinin çürütülmesini sağlar. Koca bakımından dava hakkı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır.

Soybağının Reddi Davası – AYM Sonrası Ananın Dava Hakkı

Anayasa Mahkemesi, TMK m.286/1 hükmünde soybağının reddi davasını yalnızca kocaya tanıyıp anneye tanımayan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. İptal kararı 20 Ekim 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve 20 Temmuz 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu değişiklikle birlikte anne de kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde soybağının reddi davası açabilme hakkını kazanmıştır.

6284 Sayılı Kanun Kapsamında Koruma Kararları

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişilerin korunması amacıyla hızlı ve etkili koruyucu ile önleyici tedbirler öngörmektedir. Kanunun 8/3. maddesi uyarınca koruyucu tedbir kararının verilmesi için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararları ise kural olarak ilk defasında en fazla altı ay süreyle verilir ve ihtiyaç hâlinde uzatılabilir. Tedbir kararına karşı tefhim veya tebliğden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir; itiraz, kararın uygulanmasını durdurmaz.

Tedbir kararının ihlali hâlinde zorlama hapsi uygulanır; ilk ihlalde üç günden on güne, ihlalin tekrarı hâlinde on beş günden otuz güne kadar zorlama hapsine karar verilebilir ve toplam süre altı ayı geçemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, yalnızca 6284 sayılı Kanun kapsamında verilmiş koruma kararı bulunması, boşanma davasında tek başına kusurun ispatı için yeterli kabul edilmez; kusur değerlendirmesi tüm deliller birlikte incelenerek yapılır.

Nişanlanmadan Kaynaklanan Tazminat Davaları

Nişanlanma, TMK m.118-123 hükümlerinde düzenlenmiştir. Nişanlılık, taraflara evlenmeye zorlama hakkı vermez (TMK m.119). Nişanın haklı bir sebep olmaksızın bozulması hâlinde kusurlu taraftan, evlenme amacıyla yapılan giderler ve katlanılan fedakârlıklar için maddi tazminat (TMK m.120), kişilik hakkının zedelenmesi durumunda ise manevi tazminat (TMK m.121) talep edilebilir.

Ayrıca, alışılmışın dışındaki hediyeler (TMK m.122) kusur şartı aranmaksızın geri istenebilir. Nişanlılığın sona ermesinden doğan maddi tazminat, manevi tazminat ve hediye iadesine ilişkin dava hakları, nişanın sona ermesinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir (TMK m.123).

Boşanma Davalarında Sık Yapılan Hatalar

Boşanma davaları, yalnızca eşlerin yaşadığı olayların anlatıldığı davalar değildir. Bu davalar Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yazılı yargılama usulüne tabidir ve katı usul kurallarına uyulmaması, haklı olunan bir davada dahi ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır:

Delil hukukunu yanlış anlamak. Eşler arasındaki uyuşmazlıklarda delil tartışmasının belirleyici ölçütü, söz konusu bilginin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğidir. HMK m.189/2 uyarınca kanuna aykırı elde edilen deliller dikkate alınamaz; Anayasa m.20 (özel hayatın gizliliği) ile Anayasa m.38/6 (hukuka aykırı delilin kullanılamaması) da bu yaklaşımı pekiştirir. Bu kapsamda; casus yazılım yüklemek, şifre kırmak, gizlice hesap/cihaz ele geçirmek veya sistematik biçimde kişinin özel alanını izlemek suretiyle elde edilen veriler kural olarak delil olarak kullanılamayacağı gibi, fiilin niteliğine göre TCK m.132-134’de öngörülen suç tipleri bakımından ceza sorumluluğu ihtimali de gündeme gelebilir. Buna karşılık, ortak yaşam alanında veya kişinin rıza/erişim hakkı çerçevesinde hukuka uygun şekilde erişilen ve somut olayın özellikleriyle özel hayat ihlali yaratmayan bazı bilgi ve belgeler, delil değerlendirmesine konu edilebilir. Evlilik bağı tek başına ne delil serbestisini ne de ceza sorumluluğu bakımından bir dokunulmazlığı ifade eder; değerlendirme her zaman elde ediliş yöntemi ve somut koşullar üzerinden yapılır.

• Dava dilekçesini ve cevap dilekçesini önemsememek. Birçok kişi hâkimin duruşmada “Anlat bakalım ne oldu.” diyeceğini düşünmektedir. Oysa boşanma davaları yazılı yargılama usulüne tabidir. Vakıalar, hukuki sebepler, deliller ve talepler büyük ölçüde dilekçeler aşamasında ortaya konulur. Süresi içinde ileri sürülmeyen birçok iddia ve delilin sonradan ileri sürülmesi mümkün değildir.

• İki haftalık cevap süresini kaçırmak. Davalı eş, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren kanunda öngörülen süre içinde cevap dilekçesini sunmalıdır. Bu sürenin kaçırılması, savunmanın kapsamını ve delil bildirme imkânını önemli ölçüde olumsuz etkiler.

• Tanık seçimini yanlış yapmak. Tanığın, olayları bizzat görmüş veya duymuş olması gerekir. “Bana eşim anlattı.”, “Mahallede herkes böyle konuşuyordu.” şeklindeki aktarımlar doğrudan görgüye dayanmadığından ispat gücü zayıftır. Tanıkların hangi vakıaları bildiği dava açılmadan önce değerlendirilmelidir.

• Tanıkların dava konusunu bilmeden duruşmaya gelmesi. Tanıkların ezberlenmiş ifadeler vermesi değil, bizzat bildikleri olayları açık, tutarlı ve doğru şekilde anlatmaları önemlidir. Gerçeğe aykırı tanıklık hem davaya zarar verebilir hem de hukuki ve cezai sonuçlar doğurabilir.

• Yıllar önce affedilmiş olayları boşanma sebebi sanmak. Tarafların uzun süre birlikte yaşamaya devam ettiği, fiilen affedildiği veya hoşgörüyle karşılandığı kabul edilen olaylar, her somut olayın özelliğine göre boşanma sebebi olarak değerlendirilmeyebilir. Özellikle özel boşanma sebeplerinde kanundaki hak düşürücü süreler ayrıca dikkate alınmalıdır.

• Hak düşürücü süreleri kaçırmak. Zina (TMK m.161) ile hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (TMK m.162) sebeplerine dayalı davalarda dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay, her hâlde fiilin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Affeden eş bu sebeplere dayanarak dava kazanamaz.

• Dava devam ederken gerçekleşen yeni olayları aynı dosyada ileri sürebileceğini sanmak.Boşanma davasında kural olarak dava tarihine kadar gerçekleşen vakıalar değerlendirilir. Dava açıldıktan sonra meydana gelen yeni boşanma sebepleri ayrı yeni bir davaya konu edilerek mevcut dava ile birleştirilmesi talep edilmelidir.

• Boşanma ile mal paylaşımını aynı şey sanmak. Boşanma kararı verilmesi, mal rejiminin tasfiyesinin kendiliğinden yapıldığı anlamına gelmez. Katılma alacağı, değer artış payı, katkı payı veya diğer mal rejimi alacakları ayrı davaların konusunu oluşturur.

• “Eşim çalışmadı, hiçbir hakkı yok.” düşüncesi. Edinilmiş mallara katılma rejiminde katılma alacağı için eşin ücretli çalışmış veya malın edinilmesine doğrudan para koymuş olması gerekmez. Ev içi emek de evlilik birliğine katkının bir parçasıdır; mal rejimi tasfiyesi TMK hükümlerine göre yapılır.

• Boşanma davasının kısa süreceğini düşünmek. Çekişmeli boşanma davalarında dilekçeler aşaması, tanıkların dinlenmesi, sosyal inceleme raporları, bilirkişi incelemeleri, istinaf ve temyiz süreçleri nedeniyle yargılama uzun sürebilir.

• Ön inceleme duruşmasının önemini bilmemek. Birçok kişi ön inceleme duruşmasında boşanmaya karar verileceğini ya da tanıkların dinleneceğini zannedebiliyor. Oysa bu duruşmanın amacı, uyuşmazlık konularını belirlemek, tarafların sulh olup olamayacağını değerlendirmek ve yargılamanın çerçevesini netleştirmektir. Tanıkların dinlenmesi ve esas hakkında karar verilmesi bu aşamada değil, sonraki duruşmalarda gerçekleşir.

• Önemli delilleri silmek veya değiştirmek. Mesajların, e-postaların, fotoğrafların veya diğer belgelerin bilinçsiz olarak silinmesi ya da değiştirilmesi, sonradan ispat güçlüğü doğurabilir ve bazı durumlarda aleyhe değerlendirmelere neden olabilir.

• Sosyal medya paylaşımlarını sürdürmek. Dava devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları, lüks yaşam görüntüleri, hakaret içeren açıklamalar veya çocuklarla ilgili paylaşımlar, somut olayın özelliğine göre kusur, velayet veya nafaka değerlendirmesinde delil olarak kullanılabilir.

• Öfke ile hareket etmek. Hakaret etmek, tehditte bulunmak, çocukları diğer eşe karşı kullanmak, sosyal medyada paylaşım yapmak veya karşı tarafı kışkırtacak davranışlarda bulunmak, hem ceza hukuku hem de boşanma davası bakımından aleyhe sonuçlar doğurabilir.

• Aceleyle duygusal karar vermek. Aceleyle atılan adımlar, kusur ve mali taleplerde geri dönülmez kayıplara yol açar.

• Mal kaçırma ihtimaline karşı zamanında hukuki tedbir istememek. Taşınmazların veya araçların devredilme ihtimali bulunan durumlarda, uygun hukuki koruma yollarının zamanında kullanılmaması mal rejimi tasfiyesinde telafisi güç sonuçlara yol açabilir.

• 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruma tedbirlerini geç öğrenmek. Şiddet veya şiddet tehlikesi bulunan durumlarda koruma ve önleyici tedbirlerin hangi şartlarda istenebileceğini bilmemek, mağdurun korunmasını geciktirebilir.

• Profesyonel hukuki destek almak için çok geç kalmak. Pek çok kişi dava açıldıktan, cevap süresi geçtikten veya deliller kaybolduktan sonra avukata başvurmaktadır. Oysa dava açılmadan önce alınacak hukuki danışmanlık, stratejinin doğru kurulmasını ve telafisi güç hak kayıplarının önlenmesini sağlayabilir.

• Boşanma protokolünü eksik veya hatalı hazırlamak. Anlaşmalı boşanma davalarında en önemli belge boşanma protokolüdür. Hatalı, belirsiz veya eksik hazırlanan bir protokol, boşanma gerçekleştikten sonra telafisi güç hak kayıplarına ve yeni davalara neden olabilir. Hâkim, TMK m.166/3 uyarınca boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulup bulmadığını denetler; ancak taraflar adına sözleşme hazırlamaz, eksik bıraktıkları malvarlığı haklarını tek tek göstermez veya hukuki danışmanlık yapmaz. Özellikle taşınmaz ve araç devri, banka hesapları, katılma alacağı, değer artış payı, ziynet eşyaları, maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası gibi mali konuların açık, tereddüde yer vermeyecek ve infaza elverişli şekilde düzenlenmesi büyük önem taşır. Velayet, çocukla kişisel ilişki ve iştirak nafakası kamu düzenine ilişkin olduğundan hâkim bu konularda gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; buna karşılık diğer mali haklar bakımından eksik veya yanlış düzenlemelerin sonuçlarına çoğu zaman taraflar katlanmak zorunda kalır. Bu nedenle protokolün mümkünse bir boşanma avukatı tarafından hazırlanması, en azından imzalanmadan önce aile hukuku alanında çalışan bir avukat tarafından hukuki incelemeden geçirilmesi, ileride doğabilecek ciddi hak kayıplarını önleyebilir.

Doğru Zamanlama

Boşanma Avukatına Ne Zaman Başvurulmalıdır?

Ankara Boşanma Avukatı Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler

İnternette “en iyi”, “en başarılı” veya “uzman boşanma avukatı” gibi aramalar yaygındır. Ancak Avukatlık Kanunu m.55 ile TBB Reklam Yasağı Yönetmeliği uyarınca avukatların üstünlük iddiası içeren ifadelerle kendilerini tanıtmaları yasaktır. Bu nedenle seçim, reklam söylemlerine değil doğrulanabilir ve objektif ölçütlere göre yapılmalıdır. Avukatın baro sicil kaydı, ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliği kayıtları üzerinden her zaman doğrulanabilir.

Değerlendirmede Dikkate Alınabilecek Objektif Kriterler

01

Baro Sicil Kaydı

Ceza hukuku uygulamasında düzenli olarak çalışıyor mu, Yargıtay içtihatlarını takip ediyor mu?

02

Dava Deneyimi

Gözaltı ve acil durumlarda mesai saatleri dışında da ulaşılabiliyor mu?

03

Açık Bilgilendirme

Avukatlık ücreti ve masraflar baştan yazılı sözleşmeyle netleşiyor mu?

04

Şeffaf Ücret

Dosyanın gelişiminden düzenli olarak haberdar ediliyor musunuz?

05

Güncel Mevzuat Takibi

Standart şablon yerine dosyaya özgü savunma planı kuruluyor mu?

06

Doğrudan İletişim

Stajyere bırakılmadan, dosyanız asıl avukat tarafından yürütülüyor mu?

Ankara Boşanma Avukatı Ücretleri Ne Kadar? (2026)

Boşanma davalarında avukatlık ücretleri, hem kanunen belirlenen asgari sınır hem de baroların tavsiye niteliğindeki ücret çizelgeleri dikkate alınarak değerlendirilir.

1) TBB Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT)

4 Kasım 2025 tarihli ve 33067 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, avukat ile müvekkil arasında kararlaştırılabilecek ücretin kanunen belirlenmiş asgari sınırını oluşturur. Bu tarifenin altında avukatlık ücreti kararlaştırılamaz. 2026 yılı itibarıyla aile mahkemelerinde görülen ve maktu ücrete tabi davalar bakımından asgari ücret 45.000 TL olup, bu tutar yalnızca yasal alt sınırı ifade eder. Dosyanın kapsamı, dava sayısı, delil yoğunluğu veya uyuşmazlığın niteliği dikkate alınmaksızın tüm benzer davalar için uygulanabilecek tek tip piyasa ücreti olarak değerlendirilmemelidir. Aile mahkemesi dahil tüm asliye hukuk davaları için maktu taban 45.000 TL’dir. Ancak bu rakam tüm asliye hukuk davaları için ortak bir alt sınırdır ve çekişmeli boşanmanın gerçek piyasa ücretini yansıtmaz.

2) Ankara Barosu Tavsiye Niteliğindeki En Az Ücret Çizelgesi (2026)

Ankara Barosu Yönetim Kurulunun 19.11.2025 tarih ve 59/23 sayılı kararı ile kabul edilen ücret çizelgesi referans alınması gereken tavsiye niteliğindedir. 2026 yılı için aile hukukuna ilişkin belirtilen başlıca ücretler şöyledir:

• Anlaşmalı boşanma: 114.100 TL
• Çekişmeli boşanma: 228.200 TL
• Çekişmeli ve maddi-manevi tazminat istemli boşanma: 178.150 TL’den az olmamak üzere dava değerinin %16’sı
• Mal rejiminin tasfiyesinden doğan davalar (katılma alacağı, katkı payı, değer artış payı): 178.150 TL’den az olmamak üzere dava değerinin %16’sı
• Nafaka davaları: 73.150 TL’den az olmamak üzere dava değerinin %16’sı
• Velayet davaları: 114.100 TL
• Soybağına ilişkin davalar (babalık, soybağının reddi vb.): 81.500 TL
• Nişanlanmadan kaynaklanan davalar: 82.040 TL’den az olmamak üzere dava değerinin %16’sı
• 6284 sayılı Kanun kapsamındaki davalar: 56.000 TL

Çekişmeli boşanma davalarında ücretin anlaşmalı boşanmaya göre daha yüksek olmasının somut nedenleri bulunmaktadır. Bu davalarda çoğu zaman boşanma, velayet, nafaka, maddi ve manevi tazminat ile mal rejimine ilişkin talepler birlikte yürütülmekte; tanıkların dinlenmesi, sosyal inceleme raporları, bilirkişi incelemeleri ve kanun yolu süreçleri nedeniyle yargılama uzun sürebilmektedir.

Üstelik çekişmeli boşanma dosyalarında tarafların yaşadığı sıkıntılar, belirsizlik ve kaygı, süreç boyunca devam edebilir; süreç yalnızca duruşma günlerinden ibaret olmayıp, sürekli bilgilendirme, sık iletişim, belge takibi, beyan, talep, itiraz dilekçeleri, strateji güncellemesi ve her aşamada yeniden değerlendirme gerektirir. Bu yönüyle çekişmeli boşanma davaları, avukat açısından da son derece yorucu ve yıpratıcı olup ciddi bir mesai, dikkat ve emek gerektirir. Bu nedenle avukatlık hizmetinin kapsamı, harcanan emek ve üstlenilen mesleki sorumluluk da önemli ölçüde artmaktadır.

Av. Murat Akman İle Neden Çalışmalısınız?

Gerçekçi Bilgilendirme

Her uyuşmazlık kendi özellikleri çerçevesinde ele alınır; müvekkiller süreç, olası hukuki riskler ve dava stratejisi konusunda açık ve gerçekçi biçimde bilgilendirilir.

Delil ve Dosya Analizi

Jandarma deneyiminden gelen planlama, disiplin ve belge inceleme yaklaşımıyla; mal rejimi tasfiyesi, ziynet alacağı ve nafaka hesaplamalarında ayrıntılı dosya analizi esas alınır.

Teknik Bakış

Adli bilimler ve kriminal inceleme alanındaki birikim, dijital delillerin değerlendirilmesi ve delil hukuku bakımından teknik bir bakış açısı sağlar.

Şeffaf Süreç

Çalışma anlayışının temelini dürüst bilgilendirme, ulaşılabilir iletişim, düzenli dosya takibi ve hukuki sürecin şeffaf yürütülmesi oluşturur.

Aile Hukuku Hakkında Merak Edilenler

2024 yılında değişen Yargıtay içtihadına göre, düğünde takılan ziynet eşyalarının aidiyeti belirlenirken öncelikle taraflar arasındaki anlaşmaya, böyle bir anlaşma yoksa ispat edilen yerel örf ve âdete bakılır. Bunların da bulunmaması hâlinde ekonomik değeri bulunan altın, para ve diğer takılar kural olarak kime takıldıysa ona ait kabul edilir. Ancak bilezik, kadın kolyesi, küpe ve benzeri niteliği gereği kadına özgü ziynet eşyaları kime takılmış olursa olsun kadına; erkek saati ve kol düğmesi gibi erkeğe özgü eşyalar ise erkeğe ait sayılır.

Yoksulluk nafakası kalkmadı; yalnızca “süresiz” niteliği iptal edildi. Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026’da TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresini 12’ye karşı 3 oyla iptal etti, ancak iptalin yürürlüğü dokuz ay ertelendi. Geçiş döneminde mevcut hüküm uygulanıyor; mevcut nafaka kararları kendiliğinden sona ermiyor.

Duruma göre değişir. Önemli olan mesajın içeriği değil, nasıl elde edildiğidir. Casus program yüklemek, şifre kırmak, gizlice hesaba girmek veya sistematik şekilde takip yapmak suretiyle elde edilen kayıtlar kural olarak hukuka aykırı delildir. Buna karşılık ortak yaşam alanında hukuka uygun şekilde erişilen bazı bilgi ve belgeler, somut olayın özelliklerine göre mahkeme tarafından delil olarak değerlendirilebilir.


Evet. Günümüzde ortak velayet, Türk hukukunda mümkündür. Ancak ortak velayet otomatik olarak uygulanmaz. Hâkim, çocuğun üstün yararını, ebeveynlerin iletişim kurabilme kapasitesini ve somut olayın özelliklerini değerlendirerek ortak velayete karar verebilir.

Çoğu zaman evet. Protokol eksiksizse ve her iki eş de duruşmaya bizzat katılıp hâkim tarafından dinlenirse dava çoğunlukla tek celsede sonuçlanır. 

Kadın; şartları oluşmuşsa tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat, katılma alacağı, değer artış payı alacağı, ziynet alacağı, velayet ve iştirak nafakası talep edebilir. Ancak bu haklar yalnızca kadınlara tanınmış ayrıcalıklar değildir. Kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde aynı haklardan erkek eş de yararlanabilir. Hakların kapsamı, somut olayın özelliklerine, tarafların kusur durumuna ve ekonomik koşullarına göre belirlenir.

Koruyucu tedbir kararları bakımından hayır. 6284 sayılı Kanunun 8/3. maddesi uyarınca koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin gerçekleştiğine ilişkin delil veya belge aranmaz. Bu nedenle, beyana dayalı verilen tedbir ve uzaklaştırma kararının verilmiş olması, boşanma davasında tek başına kusurun ispatı anlamına gelmez.

Anlaşmalı boşanma davaları şartların sağlanması hâlinde çoğunlukla tek duruşmada sonuçlanmaktadır. Çekişmeli boşanma davalarının süresi ise mahkemenin iş yoğunluğuna, tanık sayısına, bilirkişi veya sosyal inceleme raporlarına, ileri sürülen taleplere ve kanun yolu süreçlerine göre değişmekte olup uygulamada yargılama birkaç aydan birkaç yıla kadar uzayabilmektedir. Ankara aile mahkemelerinde (istinaf ve temyiz süreçleri hariç) ortalama 1,5 yıl sürebilmektedir.

Hayır. İştirak nafakası anne veya babanın değil, çocuğun hakkıdır ve kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünde iştirak nafakasından feragat edilmiş olsa bile, şartların oluşması hâlinde velayet sahibi ebeveyn daha sonra çocuk adına iştirak nafakası talep edebilir.

Bu metin genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Her dosya kendine özgü koşullar içerir; somut durumunuz için avukata başvurunuz.
Av. Murat Akman – Ankara Barosu Sicil No: 42294 | Akman Avukatlık, Çankaya/Ankara